Doç.Dr.Yusuf Alper Kılıç
Genel Cerrahi Uzmanı


Arama

<<< Geri
Kanıta Dayalı Tıp

Tıp bilimi tarihte olmadığı kadar sorunlu bir dönemden geçiyor. Tüm iyi niyetlerine karşın, tıp alanında çalışan bilim adamları temel eğitimleri açısından sorunu farkedebilecek yetkinlikte değiller. Emperyalist endüstrinin yaplandırdığı bir literatürün yönlendirmesinde, akıl yürütmeden, kendilerine dikte edilen algoritmaların ve kılavuzların teknik uygulayıcılığının ötesine geçememek kimseyi rahatsız etmiyor. Kanıta Dayalı Tıp denen bir yalanın kölesi olmuş herkes adeta. Sorunu şöyle açıklamak gerekir:

  • Tıp alanında çalışanlar temel eğitimleri açısından mühendislik matematiği bilmediklerinden, karşılaştıkları hastalıkların ne derece kompleks süreçler olduğunu kavrasalar dahi, bilimsel sayılan yöntemlerin bu süreçleri açıklamakta yetersiz kalacağını anlayamıyorlar
  • Böyle bir topluluğu, basitleştirilmiş doğrusal matematik yordamlardan başka bir şey olmayan biyoistatistiğin, gerçeği bulma yolunda yegane geçerli yöntem olduğuna ikna etmek hiç de zor değil elbette.
  • Emperyalist endüstrinin elinde büyük bir silaha dönüşüyor bu durum.
  • Kanıta Dayalı Tıp kavramını yerleştirdiler ve yaygın şekilde kabul görmesini sağladılar önce.
    • Aslında esas tanımı itibarıyla oldukça akla yatkın görünüyor KDT. Şöyle diyor David Sachet "Evidence Based Medicine is the conscientious, explicit and judicious use of current best evidence in making decisions about the care of the individual patient. It means integrating individual clinical expertise with the best available external clinical evidence from systematic research".
    • Üç temel uyarı var bu tanımda.
      • Tedavi etmek durumunda olduğunuz hastanın ve hastalığının kendilerine has farklılıklar gösterebileceğini unutmayın. Her hastada aynı tedaviyi uygulamak doğru olmayabilir.
      • Bu tedaviyi planlayıp yönlendirirken sistematik araştırmaların sonuçları arasında en iyilerini gözönünde bulundurun.
      • Tüm bunları kendi kişisel deneyiminizin süzgecinden geçirin.
    • Oysa bugünkü uygulanışı tamamen literatürdeki verilerin istatistik yeterliliklerine göre subjektif yöntemlerle sistematize edilmesi ve yeterince baskın görülmeyen bulguların yok sayılması şeklindedir.
      • Bu yöntemle kanıtları sistematize edip doğruyu bulabileceklerini düşünen, ve bu nedenle kılavuzların oluşturulmasında geçmişte sıklıkla başvurulan uzman görüşüne bile burun kıvıranların, kısa bir süre sonra çark edip "evet kanıta dayalı değerlendirmelerde uzman görüşüne göre karar vermeliyiz" demek zorunda kaldıklarını unutmayın.
    • Kişisel deneyim kanıt sınıflamasında zerre kadar değeri olmayan bir kategoriye yerleştirilmiştir.
    • İnsanlar kraldan kralcı şekilde savunup, kendileri yapmış gibi övünçle anlattıkları birinci dereceden kanıt sayılan araştırmaların kimler tarafından yürütüldüğünü nasıl olup da sorgulamazlar. Aslında öncelikle sorulacak soru şudur. Alfa ve beta hatası yeterince düşük, yeterli örnekleme ve takip süresi olan, çok merkezli, prospektif, randomize, çift kör bir klinik araştırmayı tarafsız şekilde yapmaya kimin gücü yeter?
      • 20 merkezi içeren ve 3 sene sürmesi planlanan böyle bir araştırma için, her merkezde ayda 800 euroya çalışmaya razı edebileceğiniz bir veri toplayıcısı bulduğunuzu farzetseniz dahi, sırf bu kişilere ödemeniz gereken para 576.000 euro tutar. Araştırmanın diğer harcamalarını siz düşünün.
      • Bu kadar paraya malolacak bir prospektif çalışmayı yapmak için kimin imkanı ve yeterince motivasyonu vardır. Üniversitelerin mi, komik olmayın Allah aşkına, hepimiz üniversitede çalışıyoruz. Devletlerin mi, belki Japonların o da mide kanseri konusunda.
      • Açıkçası yalnızca emperyalist endüstrinin imkanları ve motivasyonu yeterlidir bu iş için. Onların da motivasyonlarının nedeni bellidir.
        • Sepsis tedavisinde aktive protein C mucizesini hatırlayın. NEJM dergisinde yayınlanan PROWESS çalışmasına göre sepsiste mortaliteyi relatif olarak %19 azaltıyor denmişti bu ilaç için.
          • Yüksek doz antitrombin III ile deneyimimiz iyi sonuç vermemesine karşın, herkes savunucusu olmuştu bu ilacın.
        • Oysa FDA'in Gaithersburg toplantısının tutanaklarını okuduğunuzda bile bir sorun olduğunu rahatça anlayabiliyordunuz.
        • İlerleyen zamanlarda yapılan araştırmalar ilacın idda edildiği gibi bir yararının olmadığını, hatta belli hasta gruplarında kanama nedeniyle mortaliteyi artırdığıı gösterdi.
        • Peki neydi sorun?
          • İlacı geliştiren şirket açısından bu ilaç çok önemliydi. Tekel haklarına sahip oldukları yeni geliştirilmiş bir mucize ilaca ihtiyaçları vardı. Bu amaçla düzenledikleri KDTcilerin birinci derece kanıt saydığı araştırmalarının sonuçlarını manüpile etmek için, ilacın geliştirildiği hücre kültürünü çalışmanın ortasında değiştirdiler. Daha interim analiz dahi yapılmadan çalışmaya dahil edilme kriterlerini değiştirdiler. İnek trombini ile aktive ettiklerini gizledikleri ilacın, rekombinant teknoloji ile geliştirdikleri için son derece güvenli olduğunu iddia ettiler.
        • Eğer başarılı olsaydı bu çaba, çok büyük paralar kazanacaklardı.
        • Türkiye açısından ise, biz fayda sağlamayacak bir ilaca milyarlarca dolar harcayacak, bunu yerine koyabilmek için biraz daha borçlanacaktık. Üstelik kime, askerimizin kafasına çuval geçirenlere.
  • Günümüzde bilim felsefesi yeterince öğretilmemektedir. Kimsenin Polanyiden Kuhndan tacid knowledge diye bir kavramdan haberi yok.
  • Tıp fakülteleri tıp eğitimi anabilim dallarınca işgal edildi. Hayatları boyunca bir hastanın başını beklememiş, bir hasta yakınına hastanızı kaybettik demek zorunda kalmamış kişiler karar verir oldu tıp eğitiminin nasıl verileceğine.
  • Üniversiteler liderler değil, idareciler tarafından yönetiliyor. Herkesin derdi bir yerlerden akreditasyon alıp bakın biz iş yapıyoruz demek. Tıp eğitimi Bologna süreci denen bir saçmalığa kurban ediliyor. Kalite değil, sayılar önemli artık.
  • Peki ne yapmalıyız?
    • Matematik okumalıyız tekrardan yaşımız kaç olursa olsun.
    • Kaos, kompleksite gibi kavramları derinlemesine okumalıyız.
    • Aklımızı kullanmalıyız.
    • Ve hislerimizi, bunlar açıklayamadığımız, adını koyamadığımız pek çok kararımızın arkasında yatan birikimimiz ve deneyimimizden başka bir şey değil.

<<< Geri